Venedik dönüşünde yolculuğu biraz uzatıp en az bir gün geçirmek üzere iç kesimlere, Verona’ya gitmeye karar verdik. Ne bekleyeceğimizi bilmiyorduk ama sonuçtan fazlasıyla memnun kaldık.

Venedik’ten Verona’ya arabayla gitmek yaklaşık bir saat sürüyor; yol da trafik ve stres olmadan oldukça keyifli. Bu tamamen spontane bir karardı: Sadece biraz dolaşmayı, belki yol üzerinde bir kahve içmeyi ve sonra devam etmeyi planlamıştık. Fakat İtalyan şehirlerinde çoğu zaman olduğu gibi, Verona da bizi hazırlıksız yakaladı ve daha ilk bakışta kendine hayran bıraktı.

Bizi şaşırtan ilk şey sessizlik oldu. Kalabalıkların eksik olmadığı Venedik’le karşılaştırıldığında Verona neredeyse bomboş hissettiriyor. Sokaklarda şehri uykulu gösterecek kadar az değil, canlılığını koruyacak kadar insan var. Aynı zamanda nefes alacak, güzel mimarinin tadını çıkaracak, itiş kakış olmadan yürüyecek ve fotoğraf çekmek için sıranızı beklemeyecek kadar alan bulunuyor.

Juliet’in Evi: Verona’nın En Romantik Durağı

Tahmin edileceği üzere en büyük kalabalık, ünlü Juliet’in Evi’nin (Casa di Giulietta) önündeydi. Turistler bronz heykelin bulunduğu korkuluğun önünde toplanmış, birçoğu “aşkta şans getirsin” diye Juliet’in göğsüne dokunmaya çalışıyordu. Diğerleri ise “Romeo”ları ya da “Juliet”leriyle fotoğraf çektirmek için balkonun altında poz veriyordu. Tüm sahnede hafif bir kitsch havası olsa da çekiciliği inkâr edilemez. Küçük ve taştan balkon avluya bakıyor; evin içi de ziyaret edilebiliyor. Geçidin duvarları aşk notları, sakızlar ve baş harfleriyle kaplı. Burası, insanların sevildiklerini hatırlatacak bir iz bırakma arzusunu gösteren, kendiliğinden oluşmuş bir duygu galerisi gibi.

Eski hikâyelere ve aşk sembollerine ilgi duyuyorsanız yanınıza bir kâğıt ve kalem almayı unutmayın. Çünkü Juliet’in balkonunun altındaki avluda özel bir posta kutusu bulunuyor. Dünyanın dört bir yanından insanların onlarca yıldır yaptığı gibi, siz de kendi Juliet mektubunuzu bu kutuya bırakabilirsiniz.

Verona Arenası: Hâlâ Yaşayan Antik Tarih

Birkaç dakika yürüdüğünüzde karşınıza bambaşka bir Verona çıkıyor. Neredeyse 2.000 yıllık bir Roma amfitiyatrosu olan Verona Arenası, şehrin ana meydanına hâkim ve bugün hâlâ kültürel etkinlikler için kullanılıyor. Taştan sıralarının arasında durup yüzyıllar boyunca burada yaşananları hayal etmek etkileyici. Arena’dan Adige Nehri’ne doğru uzanan sokaklar tarihle dolu; üstelik aşırı ticarileşmiş de değil.

İşte böyle bir yürüyüş sırasında Verona’nın en büyük antika fuarı olan VeronAntiquaria’ya rastladık. Fuar, her ayın ilk pazar günü düzenleniyor. Porta Leoni ile Piazza San Zeno arasında kurulan bu pazar, adeta bir açık hava müzesi gibi. İtalya’nın dört bir yanından gelen porselenler, gümüş eşyalar, eski saatler, kitaplar, plaklar, nostaljik posterler ve benzersiz objelerle dolu masalar, kendileri de geçmişin izlerini taşıyan sokaklara yayılıyor. Satıcılar sıcak kanlı; sohbet etmeye ve pazarlık yapmaya hevesliler. Her eşyanın anlatacak bir hikâyesi var. Arabamız zaten ağzına kadar dolu olduğu için bir şey satın almadık ama bit pazarlarını sevenler olarak burada gerçekten etkilendik. Fuar aşırı kalabalık değil; sadece stantlara bakarak, konuşmaları dinleyerek ve ortamın tadını çıkararak bir iki saat geçirmek kolay.

Castelvecchio ve Ponte Scaligero: Görülecek Orta Çağ İzleri

Ziyaret ettiğimiz en çarpıcı yerlerden biri, görkemli Gotik mimarisi ve devasa kırmızı duvarlarıyla Scaliger hanedanının askerî gücüne tanıklık eden Castelvecchio oldu. Günümüzde bir müze olarak hizmet verse de surları boyunca yürümek ve Ponte Scaligero Köprüsü’nden geçmek, Orta Çağ Verona’sının ruhunu hissetmek için yeterli. Köprü yalnızca yapısıyla değil, sunduğu Adige Nehri manzarasıyla da etkileyici. Kısa bir mola vermek ve fotoğraf çekmek için ideal bir nokta.

Dolaşmaya devam ederken, bir zamanlar Roma forumu olan ve bugün şehrin en canlı noktalarından biri sayılan Piazza delle Erbe’yi keşfettik. Burada meyve ve hediyelik eşya tezgâhları, Rönesans cepheleri ve baş döndürecek kadar yüksek Torre dei Lamberti ile iç içe. Kuleden şehri gören panoramik manzara ise yönünüzü bulmak için belki de en iyi fırsatı sunuyor. Yukarı çıktığınızda nehri, arenayı, meydanları, dar sokakları ve tarih ile modern hayat arasındaki kusursuz dengeyi görebilirsiniz.

Verona’ya yaptığımız kısa gezi, bazen “yol üstünde” uğradığınız şehirlerin en kalıcı izleri bırakabileceğini gösterdi. Büyük iddialar ya da abartılı beklentiler olmadan Verona bizi sakinliği, uyumu ve sahici çekiciliğiyle kazandı. Peki ya antika fuarı? Şehre dönmek için bize bir neden daha verdi. Çünkü anlaşılan gerçek romantizm, Juliet’in balkonunda değil; burada geçmişle bugünün kusursuz bir karışımını oluşturan gündelik küçük şeylerde saklı.

Bu yazının konuları
MimariTarihRomantik seyahatYürüyüş